11 Temmuz 2015 Cumartesi

Solucan Deliğinden bakmak


Orhan Pamuk'un reklam sloganı gibi olan, roman giriş cümlesi "bir kitap okudum ve hayatım değişti" cümlesi biraz ağır kaçsa da, gün içinde okuduğum bir kitapta, yazar hayata karşı şöyle bir mantık geliştirmiş; bundan yüzlerce yıl sonrasını düşün ya da ilk çağ zamanlarını bugünkü sorunun yüzlerce yıl sonra ya da yüzlerce yıl önce hala geçerliyse evet o sorundur. Ama ölüm, sorundan ziyade çaresizliktir. Hastalıktır, kayıptır, birini zamansız nereye olduğunu pek de bilmediğimiz bir aleme göndermektir.
Evet bunlar gelecekte, geçmişte ve tabii ki şimdi de insanın acziyetidir.

Bunların dışındakiler hep yaşadığımız anda üretilen çaresiz olduğunu düşündüğümüz ama hep çaresi olan ya da insanın kendi hayatı içinde bile 5-10 sene sonrasında hiç önemi kalmayan sorunlar. -Belki daha kısa süre-

Hele artık aşk acısını hiç anlamıyorum.  Aşkın insanın kendine karşı sevgisinin diğer insan tarafından onaylanması yani yine kendisini sevmesi ve sevilmenin verdiği haz olarak düşünüyorum. Tabii  sizi her sevene karşı siz de aşık olmuyorsunuz artık beyinde ne türden bi şeyler oluyorsa birine karşı, inanılmaz duygular besliyorsunuz. Tabii bu inanılmazlık durumu daha çok gençlik döneminde olduğundan, olgunluk döneminde yerini huzura, güvene ve tabii maddeye de bırakabiliyor. 
Gençlikte yaşanan aşk da, aşkın kendisine aşık olma durumu. Karşınızdaki insan çoğu zaman özne değil, nesne. Yani sizin o duruma odaklanmanız için bi araç.

Buluttan buluta zıplayıp dururken, aşık olduğunuz kişi sizi bazen sizi bungee jumping yaptırdığı gibi bazen de paraşütle indiriyor. Tabii siz de aynı durumu karşı tarafa yapıyorsunuz.

Bi bakıyorsunuz aşık olduğunuz kişiyi yıllar sonra gördüğünüzde "nee, poffzz, hadiii beee, bu muuu" deyip ben nasıl oldu da acı çektim diyebildiğiniz gibi o günlerdeki kendinize yabancılaşabiliyorsunuz.

Yine de belki  herkesin o acıdan geçmesi lazım. 

Ama şu yeryüzünde her şey ama her şeyin geçici olduğunu da öğreniyorsunuz. Sadece aşk meşk durumları değil hiç bir şey için elden geldiğince  üzülmemek gerek. 
Bazen Morgan Freeman'la solucan deliğinden bakmaya çalışıyorum, uzay o kadar derin ve anlaşılmaz ki, herşey bizden ibaret olmaz deyip, yaz gecelerinde çocukluğumdan beri yıldızlara bakmak bana inanılmaz bir boşluk duygusu ama yıldızların parlaması da huzur veriyor.

Not: Uzun zamandır yoktum. Bu yazı bugün okuduğum bir kitaptan çıktı. Yazmak için küçük bir başlangıç da oldu... ee iyi de oldu galiba...





4 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Evet, harika bir yazı ile dönmen çok iyi oldu. Bana iyi geliyorsun sevgili dost❤

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Çok teşekkür ediyorum, sizde çok sevdiğim ya da olmasını dilediğim yüreği güzel bi komşum gibi siniz <3 Sevgilerimle...

Balthus dedi ki...

niye solucan deliğinden özellikle morgan freemanla bakmak istiyor anlamadım doğrusu ?neyse hadi hoşgeldin :)
ayrıca bu yazının nesi harika onu da anlamadım begonvilili haydi lilili-liii ev :)
neyse...
oruç vurdu beni diyeceğim ama oruç tuttuğumda yok ya :) sus levo,sustum :))))

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Bakış açısı işte istediğimiz yerden bakamaz mıyız? Sen başka bi açıdan ben başka bi yönden bakarım. Hepimiz aynı yere baksaydık n'olurdu? Vasatın da vasatı şeyler yazmaya çalışıyorum, eee hadi hoş buldum Levo :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...