14 Mayıs 2015 Perşembe

Kartopu'nun macerası


Al işte günler uzadı ve ben yine istediğim hiç birşeyi yapmıyorum, yapamıyorum. Zamanı güzel mi kullanamıyorum nedir, bilmiyorum. Güya ders çalışıp, kitap okuyacak ve belki de hikaye yazacaktım. Yok, hiçbiri yok. Tamam kitap okumaya çalışıyorum ama şöyle uzanıp da saatlerce cinsinden değil.
Aslında Salı gününden bu yana günlerin çok hızlı geçmesini istiyorum. Yan taraftaki Siyah kedi kıştan beri hastaydı ve ben içim ızlayarak önünden geçip duruyordum. Belediyenin veterineri var ama nasıl götüreceğiz? En son Salı günü iyice kötüledi. Aldık bir sepet, veterinere götüreceğiz. Nerdeee, o kırılmış tırnaklarını takıyor ve öldür allah girmiyor. Ölecek gidicek. Nihayet duran kafam çalıştı. Ara Viki'nin veterinerini ve öksürüğünü, zayıflığını burnunun sümük dolu olmasını anlat versin bir iğne ensesinden ben yaparım. Hani küçük iğne uçlu enjektörlerle. Yok dedi iğneye gerek yok, şu ilacı alın ağzın yan tarafından enjektörle sıkın tamam. Salı günü uyguladık. Çok da munis bi çocuk. Çarşamba gününü iple ve heyecanla çektim. Ya doz fazla geldiyse, acaba ilaç iyi gelecek mi? Aaa bi baktık baya iyileşmiş. Eskiye göre tabii. Bugün daha iyiydi. İyi dediysem yüzü gözü açıldı, burnundaki sümük topağı gitmiş. Tüylerinin dik dik olması yarı yarıya azaldı, tüyleri kısmen dökük, tırnakları kırık. Cumartesi ilaç bitecek ve umarım daha da iyileşecek. 
Allahım şu veterinere telefon edip sormama yüzünden hayvan eziyet çekti durdu. Bundan sonra olmasın ama olursa yine şikayetlerini bildirip ilacını alcam. 
Böyleyken böyle işte. 
Havalar 10-15 derece yükselecekmiş. Havalar beni niye bu kadar alakadar ediyor ki, tek gerçeğin hava olduğu için bu ülkede sanırım.
Haydi bu günlük eyvallahınız...

6 Mayıs 2015 Çarşamba

İçimdeki Ses


Son zamanlarda netten film izlemeye başladım. Romantik komedi filmi sevmememe rağmen, Engin Günaydın’ın geçtiğimiz kış gösterimde olan  İçimdeki Ses filmini romantik komedi olmasına rağmen izledim.

İzledim çünkü Engin Günaydın’ın oyunculuğunu, senaristliğini ve yönetmenliğini seviyorum. Sanıyorum bu ikinci filmi ama yine de Engin Günaydın’ın yaptığı romantik komedi de olsa izlenir dedirtti bana.

Bir kere romantik komedi olmasına rağmen, yaşama ve ilişkilere dair o kadar saptama var ki filmde hem gülüyor hem de ülkenin sosyal çarpıklıklarını ve ikiyüzlü toplum yapısını izliyorsunuz.

Mesela bu Yılmaz Erdoğan’ın filmlerinde hiç olmaz. Tabii burada iki yönetmeni karşılaştır temalı bi yazı yazıyor değilim ama ilk akla gelen ve filmlerini beğenmeme rağmen gereksiz yere popüler olan biri olduğu için yazıyorum. Hah, şimdi aklıma gelen Çağan Irmak’ın ortalığı ayağa  kaldıran Issız Adam filmi. Ne ağdalı bir Romantik Komedi filmiydi o öyle. İçime fenalık gelmişti izlerken. Ülke gerçekleriyle ve yaşam tarzıyla asla örtüşmeyen bir filmdi bana göre. Ne bileyim ben insanlara gerçeği değil de hayal ettiklerini izlettirince daha iyi iş yapıyor sanırım.

Yılmaz Erdoğan’ın filmlerinde senaryoya göre Doğu’da hiç kötü karakter olmaz. Olsa bile bariz bi kötü karakter değildir o. Mutlaka saf ve komedi unsurları taşıyan masumane bir kötülüktür. Vizontele filminin sağdan sola, soldan sağa tekrar tekrar iki filmini mi ne yapmıştı, hep aynı meseller üzerinde duruyordu. Geri kalmış bir bölge ve her türlü zorluğa rağmen saf ve naif insanları.

Peki Engin Günaydın’ın Vavien filmi; Orta Anadolu insanını üç kişilik bir aile ve onların yakın akraba ve komşuları üzerinden işleyerek pekala gerçeği yansıtmıştı. Bütün aile üyelerinin birbirine kazık attığı ama ele güne karşı -mış gibi yaptığı, özellikle evin kadın karakterinin, evde bir gıdım sevginin olmadığı, çıkar ilişkileri ve acziyetin hakim olduğu bir evlilik ve ilişkiler zinciriydi.

İçimdeki Ses  geçen gece izlediğim filmse şehir hayatını ve kadın erkek ilişkilerini pek güzel dillendirdi. Aklıma geleni şöyle alt alta yazayım bari. Ana kahramanımız dizilere ve film senaryoları yazarak hayatını devam ettiren biridir. (Kendinden yola çıktığını düşündüm. )

Senarist kahramanımız yalnızlıktan bunalarak, hayır hayır evlenmeye kalkmıyor, annesini yalnız yaşadığı eve dahil ediyor.

40 larında bir adama annenin hâlâ çocuk muamelesi yaptığı.

40 larında ve birey olduğunu düşündüğümüz bir adamın kendine güveni olması gerekirken, fiziği ve yüzü güzel kadının iltifat edip hoşlanması karşısında fabrika ayarlarına dönerek çocuk gibi mahçup olması ve kendinden emin olamaması.

Göbekli, yaşlı ve kel olduğunu düşünerek koşmaya karar verdiğinde (Amerikan filmlerindeki cici çocuklar gibi) koşacak yerin olmaması hadi güzel bir park buldun diyelim; Yıldız Parkı gibi, buranın tinerci, uçucu madde ya da sapık magandalar tarafından kuşatılmış olduğunu görüp her türlü tehlikeye açık yerler olduğu.

Ünlü spor salonlarının kadınların ve erkeklerin avlanma piyasası olduğu.

Dizi ya da magazin alemindeki kadınların resmen kafa koparıcı olduğu, ünlü ve zengin biri ile evlenip hemen çocuk yaparak boşansa bile hayatını çalışmadan idare ederek garanti altına alması. Yani filmdeki yan karakterin dediği gibi 2 senede iyi şartlarla kıyak emekli olması.

Bir erkeğin aslında ne kadar da cesur olmadığı. Belki de sadece erkek diyerek feodal toplumda fazla anlam yüklenmesi ama aslında her türlü zayıflığıyla onun sıradan bir insan olması.

Adamın ilişkisini yakın arkadaşına detay detay anlatması, detaylı anlatmasa bile yöneltilen her soruya açıkça cevap vererek, ilişkisini ortaya sermesi.

Kahramanımızın annesinin gelin adayının mükemmel olmasına ve kaynana adayına çok iyi davranmasına rağmen, kaynananın oğlunun sevgilisine her türlü kulp takması.
Taaa ki, beraber seyahate çıkıp da, kazıklandıkları tur otobüsünden onu ve diğer kadınları, güzel bir tur şirketi ile anlaşma yapıp iyi bir otelde kalmalarına imkan sağladığı yetmiyormuş gibi bütün masraflar gelin adayı tarafından karşılandığı zaman, gelin adayının kaynana nezdinde  çokkk iyi bir gelin adayı olması. Para, para, para J

İlişkilerde sevgilinin kahramanın annesi  ile çok iyi geçinmesi ve sevgilinin kahramanın annesi  haline dönüşmesi.

Adamın baba figürü haline dönüşerek, sevgilisine zamanında babasının annesine davrandığı gibi eşşek şakaları yaparak ilişkinin içine etmesi. ( Bu arada ne garip şakalar yapıyormuş annesine aklım almadı. Yerde sevişiyor mu, güreşiyor mu yoksa dövüşüyor mu, belli olamayan hareketleri yapmış olmalı çocuğun yanında. )

Haa atladım umreye giden kadınların da dilinde de facebook olması, ve her yaştan her kesimin sosyal medyayı özellikle de facebook u albüm niyetine kullanarak, egolara şifa olduğunu gösterdiği.

Filmin sonunda ise her şeye rağmen kusursuzluğun kusur olduğunu, kusurlu olmanın normal ve güzel olduğunu söyleyerek filmi bitiriyor.

Keyifli ve güzel bir film izlemeke isteyenlere öneririm.

Not: Bu arada nette Türkçe alt yazılı yabancı film sitesi ya da işte güzel filmler izleyebileceğim site önerirseniz sevinirim.



2 Mayıs 2015 Cumartesi

Dokunulmamış Kadınlar & Emine Supçin


Bu roman için ayraç olarak papatya kullandım. Her kahramanının birer çiçeğe dönüştüğü roman için papatyadan başka bir ayraç kullanmam düşünülemezdi, değil mi?
Yok, yanlış anlamayın; gırtlağımıza kadar klişelere boğulduğumuz "kadınlar çiçektir" klişesi değil romanda anlatılanlar.
Tam aksine kaldırım çiçeği gibi onlar. Kalıp kalıp betonların arasından ışığın, suyun, yaşamın yolunu bulan kaldırım çiçeği gibi, zoru başaran ve birbirine dokunan her bir kadının hayatı.
Dış dünya dediğimiz erkek dünyası, her adımında kadınları ezmeye çalışsa da, aklıyla, içgüdüleriyle, azmiyle hayata tutunan, kendisi tutunduğu yetmiyormuş gibi başka kadınlara, insanlara hayat veren roman kahramanı kadınlar.
Roman tüm kadınlara umud vaad ediyor. Erkek dünyası tarafından kadınların eğitimden uzaklaştırılarak, töre, savaş ve şartlı evliliklerle nasıl hayatlarının bitirildiği anlatılıyor.
Zaman salıncağında bir ileri bir geri sallanırken, şimdiyi nasıl da es geçtiğimizi, her anın şimdi olduğunu bununla birlikte geçmişte ya da şu anda ve muhtemelen gelecekte de, hangi sosyal katmanda kadınların nasıl kullanıldıklarının hikayesi bu. Zengin, fakir, bilge ya da cahil insanlar yüzünden, kadının kaderi değişmiyor.
Bu kaderi değiştirecek olan yine kadınlar. Eğitim görerek, azmederek ve birbirimize dokunup el vererek, işte o zaman dünya kadınlar için ve tabii diğer insanlar için de cennet halini alabilir. Kadın eğitim ve zekasını kullandığında cahillik ve basitlik çemberinden kurtularak, dış dünya tarafından enjekte edilen kıskançlık ve rekabet sığlık duygularından arınıyor.
Roman için hem sinemaskop hem de edebi özelliğe sahip olduğunu söyleyebilirim. Yazarın betimlemeleri ve anlatımı sayesinde hem edebi tat alıyor hem de sinema izliyor hissine kapılıyorsunuz. Bölüm sonlarının heyecanı ise size romanı bir an önce bitirmeyi arzu ettiriyor.
Ve kahramanın da dediği gibi, siz de bu fikre acayip kapılıyorsunuz:  "ihanet eden her erkek yükseklerden uçmayı hak ediyor."
Romanın sonunun harika bir finalle bittiğini söylemeden geçemeyeceğim.
Ayrıca hangi romanda karşılaşırsam karşılaşayım hoşuma gittiği gibi, bu romanda da ana karakterlerinden birinin Nilüfer ismi olması oldukça hoşuma gitti.
Nice romanlara olsun sevgili Emine Supçin, yüreğine, zekâna sağlık...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...