16 Mart 2015 Pazartesi

Dünlük - Bahara giriş -


Geçen hafta Orhan Pamuk'un Konak Belediyesi'nin davetlisi olarak Selahattin Akçiçek Kültür Merkezi'ne geleceğini gördüğümde inanamadım. 13. mü, 14.cü mü öykü günleri kapsamında gelecekmiş. Öykü günlerinin finali Orhan Pamuk'un "kafamda bir tuhaflık" romanı ve hayat hakkında tuhaflıklar üzerine olacakmış.
Daha önce bir keresinde öykü günlerine katılmış ama hiç de memnun kalmamıştım. Sanırım hafta sonuydu ve çok kalabalıktı. Ortam kargaşa halindeydi ve organizasyon kötüydü. Tabii bu Sema Pekdaş dönemi değildi. Arkadaşımla telefonda konuştum ve gitmeye karar verdik. 
Nesli Orhan Pamuk'un kendisini çok zorlayarak -ıııı, gıııı, aaaa, eee- konuşmasından dolayı sıkıldığını ve gelmeyeceğini söyledi. Söyleşi saat 18.00 başlayacaktı. İşte o saatler tam da benim eve demir attığım ve evden çıkmamın mümkün olmayacağı saatler olsa da, bir daha bu fırsatı bulamam diyerek kendimi zorlayarak gittim.
Söyleşi güzeldi. Konuşma metni hala aklımda. Umarım aklımda kalanları, uçmadan yazarım. Şu anda saat 19.57 ve biraz yorgunum ve odada TVden, reklamların zır zır sesi gelirken, kafamı toparlayıp da şu anda yazabileceğimi düşünmüyorum.
Bugün fuar yürüyüş parkuruna gidip, parkurda 1.5 tur attık. Tabii neden 1.5? Buçuk çünkü İzmir kentkartın tek bilet ücreti 1.5 saat içinde geçerli, saniye geçtiğin anda ikinci bileti basman gerekiyor ki, bu durum işime gelmez. Bir yürüyüş 4.5 tl ye mi gelecek?
Devir ekonomi devri. Zaten halihazırda ekonomik kriz çıkmış, ortalıkta kapanan dükkanlar mantar gibi çoğalırken, ben böyle savurganlıklar yapamam.
Tabii hala ekonomik kriz çıkar mı, çıkacak mı diye söylemler de yapılıyor. Aynaya yüzümüzü yapıştırıp hiç bir yeri göremez gibi miyiz, yoksa o rolü mü oynuyoruz;  buna ikisi de diye cevap verebilirim. 
Neyse bu ekonomik kriz, gündem falan çok kötü sinirlerimi zıplatıyor. Gazete okumak istemiyorum, hele köşe yazarlarını okumaktan çoktan vazgeçtim.
Neden biz şöyle sıradan şeyleri konuşup basit şeylerle mutlu olma, mutlu olmasak da, huzurunu yaşayamıyoruz.
Gerçekten içim şişti.
Evet artık küçük şeylerden bahsetmek istiyorum. Artık kendi yoğurdumuzu kendimiz yapmaya karar verdik ve bu akşam itibarıyla mayaladık. Yarın 9 Eylül hastanesine kontrole gidiceğim. Umarım bi şey çıkmaz. 
Belki saçlarımı biraz kestiririm, koçtaştan dolap içine strafor köpük alıp, duvara yapıştırmayı düşünüyorum, soğuk ve sıcağa karşın.
Bi de armütürlere bakayım bakalım. Aç kapa armütürlerin duvardan olanı var mı acaba? Mahalledeki sıhhi tesisatçıya damlayan musluğu 25 tl ye değiştirdik, tıp tıp, tıp damlaması, şap, şap, şap haline dönüşüp beynimi yormaya başlarken, o sırada su saatinin çılgınca dönüyormuş gibi bi görüntü gözümün önüne yerleşiyordu. Çırak geldi değiştirdi. Gene tıp, tıp diye damlatıyor ve lavabonun içinde yoğurt kabı var. Bu sıhhi tesisatçıları betonlamak istiyorum!
Konak Belediyesi'ne sıhhi tesisat kursu açılsın diye talepte mi bulunsam ne yapsam? 25 tl verdik ve hiç bir değişiklik yok. Üstelik eski musluğun başlığına elim alışmış, bu yenisi daha zayıf ve evime, mutfağıma karşı bir yabancılık çekiyorum.
İşte bu rutin sıradanlıklarımı seviyorum, her şeye, gündeme rağmen huzurlu sıradanlıklarımın devamını diliyorum, tabii sizin de...

11 Mart 2015 Çarşamba

Rahat uyu Sam Simon


İnsanların hayatındaki ihtiyaçlar sınırlıdır. Para çok önemlidir ama aşırı para da aynen parasızlık gibidir. Belli bi noktadan sonra harcanamaz hale gelir. 
Fakat çok parası olan insanlar bunu harcamak için değil, güç sahibi olmak için kazanırlar. Ve kazandıkları bu gücü genelde güçsüz insanları daha da ezerek, kişisel egolarını tatmin ederler. Ki aslında bu insanlar kendilerini hayatta çok güçsüz hisseden zavallılardır.

Eğer ki bir insan çok fazla para kazanarak güc elde etmiş ve bu gücü diğer insanları ezmek için değil de gerçekten diğer canlılara yardım etmek için kullanıyorsa gerçekten güçlüdür.
Canlılara iyiliği kimselere gösteriş için yapmazlar, sevap hanelerine yatırım olsun diye de yapmazlar, vicdanlıdırlar, vergiden düşmek için de yapmazlar, başkalarının üzerinde tahakküm kurmak, onları kendisine borçlu hissettirerek bağımlı yapmak için de yardım etmezler. Bu yardımları kendilerine çıkar olsun diye de kullanmazlar.
Onlar gerçek insandırlar. Akıl ve vicdan vardır onlar da... Ne yazık ki bu ikiyüzlü, sahte dünyada fazla kalmazlar. 
Onlardan biri de Sam Simon'dı. The Simpsons yaratıcılarından. Sıkı bir hayvan özgürlüğü aktivisti, 25 senedir vegan olan Sam Simon. Ne yazık ki uzun süredir savaştığı kanser hastalığına yenilerek hayatını kaybetti.
Aktif olarak sokakta, hayvan özgürlüğü protestolarındaydı, sahipsiz hayvanlar için barınaklar açtı, sokakta yaşayan kimsesiz insanlara yemek dağıtan bir organizasyon kurdu, fok avının durdurulması için 1 milyon dolar bağış yaptı, kürkleri için işkence çektirilen ve öldürülen koca bir kürk çiftliğini satın alıp içersindeki vizonları kurtardı. Ölürken de mirasının 100 milyon dolarını hayvanlar için çalışan derneklere bağışladı.
"Veganizm, açlık ve iklim değişikliği ele alındığında, nerdeyse dünyanın yüzleştiği her probleme bir cevaptır." Sam Simon...
Toprağın bol olsun Sam... 

8 Mart 2015 Pazar

Kadınlar günüymüş!


Kadınlar günü bizim ülkemizde "kamu spotu" sahteliğinde yaşanıyor.
Her gün kadın cinayetlerinin eksik olmadığı ve üstelik katillerinin ceza yerine adeta ödüllendirildiği, kadını evde hizmetli, folluk ve kapanma özgürlüğünü siyaset malzemesi yapılarak tepe tepe kullanıldığı bi ortamda kadınlar gününü kutlanacak bir gün değil, tepki gösterilmesi gereken bir gün olarak görüyorum.

5 Mart 2015 Perşembe

Instagramda ben!


Akıllı telefonu almamdaki birinci nedenlerden biri, Instagram kullanmak içindi. Oysa ilk zamanlarda aman aman fotoğraf çekmeyi bilmiyordum. Çok kötü değildi ama kendi açımdan beğenmiyordum.
Şimdi her gün fotoğraf çekip yayınladıkça fotoğraf konusunda ustalaştığımı hissediyorum, hem de faceye gönderdiğimde gerçekten beğeni alıyorum. Tamam biliyorum, face çokça yalan, al gülüm ver gülüm sitesi. Ama çoğu kişinin fotoğrafçılık kursuna gidip gitmediğimi sorduğunda, tamam diyorum evet güzel çekmeye başladın. Tabii çekimlerin güzel olması yanısıra fotoşop tekniklerine de başvurmadığımı söyleyemem. Fakat böylesi bi dijital çağda kim fotoşopa başvurmaz ki?
Kadrajı nerden alcağımı, hangi fotoğrafın güzel olacağını içgüdüsel mi desem, yoksa deneme yanılma mı desem, gerçekten güzel kareler çıkabiliyor. Bazen de güneş öyle bi ekrana odaklanıyor ki, ne çektiğini bilmeden çekiyorsun ve tesadüfi enteresan kareler çıkıyor. İşte o kareler gerçekten de benim için de sürpriz oluyor.
Her gün çektiğim fotoğraflara baktığımda, iki gün önce ne yaptığını unutan ben için iyi bir hayat arşivi oluyor. Aaa o gün oraya gitmiştik, bak sen o günler ne yağmurlu ve ne soğuktu diyebiliyorum.
Üstelik bir yararı da evi seven ve evden fazla çıkmayı sevmeyen benim gibi bi insan için hergün sokağa çıkmak gibi bir nedeni olabiliyor. Çekiyorsun, çekiyorsun ve bir iki gün çekmeyince sermayen tükeniyor. Dışarı çıkayım, yürüyeyim fotoğraf çekeyim hevesi içinde oluyor insan. Bu sayede de sürekli dışarı çıkıyorum. 
Benim tarzım için sokak ve manzara diyebilirim. 
Sosyal medyanın her mecrasında olduğu gibi instagramı da herkes kendi meşrebine göre kullanıyor. İlk zamanlar takipçilerim benim açımdan nahoş sayılacak kimselerdi. Dudaklar sürekli önde mucuk fotoğraflarını çekenler ve kendi piyaslarını oluşturmak isteyenler takip ettikçe moralim de bozulmadı değil. Manzara resmi olan profil fotoğrafımı gerçek fotoğrafımla değiştirince, bu tür kişilerin beni takip etmesini engellemiş oldum. 
İngilizce'yi daha iyi öğrenme ve iletişim içinde olma ve dünyadan değişik yerler görme adına daha çok yabancı takipçiler bulmaya başladım. Bu takipçileri buldukça da, dünyanın farklı insanlarının gerçekten değişik olduğunu gördüm ve İsveç insanlarının gerçekten dürüst olduğunu anladım. İtalyanlar oldukça dolambaçlı ve düzenbazlar gibi hissettim. Hele şu meşhur İtalyan erkeği var ya, tam bi maçolar ve kendilerine hayranlar. Yunanlılar gerçekten de sıcak insanlar. Fotoğraflarının altına Yunanca, İngilizce ve Türkçe yazıyorlar.
Bu arada Türkiye'den hiç bir ünlüyü takip etmediğimi belirtmeme bilmem gerek var mı? 
Egoları tavan yapmış, sürekli kendilerine odaklanmış ve çoğunun dünyası kendisinden ibaret kendi kendilerinin halkla ilişkiler müdürlüğünü yapmaktan başak bi şey yaptıkları yok.
Yorumlar sayesinde daha fazla İngilizce'yi ilerletebilirim diye düşünüyordum ama thanks, thanks a lot, Amazing, Wonderful gibi yorumlardan öteye gitmiyor şimdilik. Aslına bakarsanız Amerikalı bi aktivisti takip ediyorum, evsizleri, dışlanmışları konu alıyor ve en önemlisi altına blog yazısından daha uzun yazılar yazıyor. Bunları okuyabilirim ama açıkçası İngilizceyi kitaptan okumak daha cazip geliyor. 
Instagram maceram gerçekten hızlı ve beni geliştirerek devam ediyor. İlk bloglamaya başladığım zamanlardaki sevinci ve heyecanı yaşıyorum. Böyle de devam edeceğini tahmin ediyorum.


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...