4 Ağustos 2014 Pazartesi

Çok ilgileniyo benle


Çocukken babamın bana aldığı sadece bir çift kırmızı terlikti. Bütün çocukluğum bu kırmızı terliklerle geçti. Annem ne mi yaptı? Hiç. Koskoca bir hiç hem de. Bizimkiler fakirdi ve tutunmak zorundaydık. Annemin çalışmaktan çocuk görecek hali yoktu. Doğrusu da hoyrat bir kadındı. Annem de babam da II. Dünya savaşı sonrası gençliklerini geçirmiş travmalı çocuklar olduğunu şimdi daha iyi anlıyorum. Kafadan çatlaklardı yani. Aşırı derecede paracı ve pinti.
Belki de onların beni sevmeme nedenlerinden biri de kız çocuk olmam olabilir mi? Evet. İlk iki kızdan sonra bekledikleri oğlan çocuğu yani abim dünyaya gelmiş. Peki ben neciyim bu ailede. Beklenmeyen istenmeyen bebek. Allah bilir annem beni düşürmeye de yeltenmiştir. Aldırmak için para verecek hali de yok ya.
Biliyor musunuz beni çocuğu olmayan bi akraba istemiş. İstenmeyen bebeğim ya. Kızım ya. Çirkinim ya. Evet açık açık çirkin ve sevimsizim. Tatlı dilim de yok. İtile kakıla iyice arsız oldum çıktım. Babam tamam demiş gelin vereyim. Onlar da karı koca hazırlanmışlar. Uzun yıllardır kendilerinden beklenen çocuk böyle gelecek, olsun gelsin de, nasıl olursa olsun gelsin. Gelmişler bize. Annem hoyrat kadın almış beni kucağına, tam kadın uzatmış kollarını “hadi ver” diye bizim hoyrata bi şefkat inmiş nerden indiyse? Vermem demiş, veremem. Çocukluğum da dahil beni sevmediği ayları yılları düşününce annemin blöf attığını düşünüyorum. Akraba deseydi ki al size on papel. Bizimkiler kan kusar kızılcık şerbeti içip ağlaya sızlaya verirlerdi. Yemezdi kimse bu ayakları ya, olsun ele güne karşı. Onlara vermemişler. O eve gitseydim nasıl bir hayatım olurdu ve onların hayatını etkileyebilir miydim? Onlar sonrasında ayrıldılar. Belki ben arsız çocuk o evde kişiliğim farklı olurdu ve ayrılmak zorunda kalmazlardı. Dram üstüne dram mı? Evet canım, sanki senin değil de. Sanki senin yaşamın komedi. Offf böyle olsa daha da dram ya canım.
Diyorum ya çocukluğum babamın bana getirdiği bir çift kırmızı terlikle geçti. Üstüme başıma alınan mı? Offf saf olmayın. İki ablam var demiştim ya. Onların üst başları ne güne duruyor?
Kırmızı terlikler neymiş biliyor musunuz? Meğer babamın memleketten gelen hemşehrisine yardım etmiş de, o da terlik satıyormuş, sırf o yüzden ona hediye etmiş. Babam o yardımı da hediye alsın diye değil, üç beş sakal atsın diye yapmış. Babamın arkadaşı ne olacak? Hepsi ayrı bir pinti, çıkarcı. Annem ve iki ablam da dahil kimsenin ayağına olmayan terlik benim ayağıma oldu bakar mısın sen? Nerdeyse Sındırella gibi oldu yaşamım. Beyaz atlı prens falan. Nerdeyse dur...  oldu gibi sanki, anlatacam.
Gençlik ateşimin başıma vurduğu yıllarda okumak gibi derdim olmadı. Tahmin edeceğiniz gibi ailemin de benim okutmak gibi bir derdi olmadı. Bi an önce bi kısmet çıksa da gitse... kısmet de ha deyince çıkmıyor ki. Çıkıyorsa da babamın sonradan yaptığı üç beş kuruşun hesabını yapan mesleği olmayan it kopuklar kısmet diye çıktı, annem desturla, babam küfürle kovaladı.
Sonra bi adam çıktı, genç yakışıklı. Yeminle. Benim gibi çirkini genç yakışıklı ister miymiş, vallahi istermiş. İsteme söz derken nişan yapıldı. Hayatımda alınmadık hediyeler bu dönemimde alındı. Babamın bi de muhafazakarlığı tutmasın mı? Tuttu. Her hafta sonu geliyordu. Evde ayrı bi odada oturuyorduk. Gelir gelmez üzerime abanıyordu. Kız kapat kapıyı diyordu. Eh helalim olmayacak mı, evlenmeyecek miyim? Annemler de güya oturup konuştuğumuzu varsayıyordu. Anlamıyor muydu. Peh peh pehhhh. Kaçın kurası O.
Arada sırada dışarı çıktığımızda nişanlım beni nereye götürüyordu biliyor musunuz? İzbe birahanelere. Olur mu, diyecek olsam “yürü lan” diyordu.
Olmadı, olmadı işte. Adamda ters giden şeyler vardı. Hiç konuşmuyordu, asabiydi, bizimkilere eyvallahı yoktu. Bi keresinde babama "lan" dedi. Bence çok bi söz değildi ama babama çok geldi. Ayrılmak zorunda kaldım. Kenar bi semtte bi genç kızın ayrılmasının ne olduğunu bile bile hem de. Benim gibi çirkinin hem de. Biliyordum başka kısmet çıkmayacağını ama. Aradan iki uzun sene geçti. Sen de dört sene gibi mi, ben diyeyim kırk sene gibi. Evde kaldın lafları, itip kakmalar, ehhh ben de gencim tabii gücüme gidiyordu. O odaya her girdiğimde nefesi içki ve sigara kokan abanmalarını da özlemeye başladım.
Her günkü gibi Sibel'e gittim yine. En yakın arkadaşım, teyzemin kızı. Güya gizli sigara içip kahve falı bakıyorduk hep. O gün bana demesin mi fal da E harfi var seni çok özlemiş. Seni bi masada görüyorum imza atıyorsun bak kızım çok mutlu olacaksın diye. Gelmişim 27 yaşına. Sen buralarda 27 yaşın ne olduğunu biliyor musun? Okumamışım, çalışmamışım. Ehhh ben de de hata yok mu? İşçi semti olmasına rağmen bi işe girmedim. Belki evine bağlı bi işçi bulurdum ya, neyse bütün bunların hepsi geldi geçti.
Sibel'in falı aklımda kaldı. Bütün cesaretimi topladım ve açtım telefon. Dedim gel beni kaçır. Seni seviyorum. Durdu bu telefonda, kaldı. Sessizce “tamam” dedi. Sanki ben ondan acılı lahmacun istemişim de, o da tamam getiririm diyen kebapçı çırağı gibi. Nerden bileyim ben.
Buluştuk bununla, bi arkadaşının taka arabasını almış geldi. Araba toz içinde. Yok öyle böyle değil, katmanlaşmış tozlar. Eve gitmeden önce “ben yorgunum” deyip Topkapı'da bi otele götürdü beni. Sabah gittik Adapazarı'na. Annesinin elini öptüm, kadın sanki geldiğime hem seviniyor bi yandan da “ne bok yemeye gedin buna, aklın yok mu” diyor gibiydi.
İyi günler sadece bir ay sürdü. Adam ağır psikopatmış. Ağır roman gibi geçen hayatımın başlangıcı kimi sayfası tozu dumana katan hızda, kimisi de o gün kaçırmaya geldiği günün ağırlığında geçiyordu.
Bir ayın sonunda jübileyi yaptık. Dayak başladı. Evden komşulara, evde yoklarsa boş inşaatlara kaçıyordum.
Bu arada çoktan annemlerle barıştık. Duymuşlar ama dayak yediğimi. Kırmızı terlik getiren hemşehrisi vardı ya, o söylemiş olmalı. Zaten o buldu bana bu herifi. Herif diyorum ya, ya ne diyecektim? Kocasından dayak yiyen her kadın böyle seslenir kocasına.
Gelmeyeceğim dedim şefkatli annemle pinti babama. Birden ilgilenmeye başladılar. Sanki çok ilgilendiler de. Ama bak sorarsan kocan ilgileniyor mu diye. Evet, evet kızım. Valla ciddiyim. Beni sevmeseydi benimle bu kadar ilgilenir miydi? Hadisene yaa. Git, inan dalga geçmiyorum senle. Adam seviyor beni. Sevmese yapar mı? İlgisiz kalır. Bak Gülcan'ın kocasına sabah çıkıyor gecenin kaçı gelmiyor. Gülcan diyor bin kere dırdır yapıyorum adamın umru değil, vurup kafayı yatıyor. Boş gözlerle bakıyormuş ona. Benimki öyle mi ya, gözleri çakmak çakmak oluyor. O ela gözlerinin arasındaki yeşiller nasıl parlıyor biliyor musun? Nasıl yakışıklı oluyor, onu ateşleyen benim, benimle ilgileniyor işte. Ha sevmiş ha dövmüş. İlgisiz kalmasın da.
Geçen bana terlik fırlattı, kafama çarptı. Gözüm morardı Zaten ev terliklerimi hep kırmızı aldım. Anlıyorsunuz değil mi?

2 yorum:

Begonvilli Ev dedi ki...

Bu ve pek çok yazınız kitap olursa alır okurum. Lafı dolandırmadan anlatan güçlü bir kalemsiniz.

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

İnanın çok mutlu ettiniz bu sözlerinizle. Kitap işi zor görünüyor ama sizin gibi değer vererek okuyan olduğunu bilmek gerçekten çok güzel bi duygu. Teşekkür ederim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...