20 Temmuz 2014 Pazar

*Dünlük* Tatile çıkarken


Evle aramda göbek bağı gibi görünmez bi bağ oluştuğunu her gün kapamaktan hoşlandığım perdelerden anlıyordum ki, bugün sadece üç günlük tatil için hazırlanırken hissettiğim garip duygulardan bu durumun daha da pekiştiğini anladım. Sanki gidip gelmem üç değil de otuz gün sürecekmiş gibi. 
Evet ev yaşamını dışarıdan daha çok seviyorum ama eskiden tatil dendiğinde evi fazla düşünmezdim. Göbek bağımız gün geçtikçe kuvvetleniyor bunu anladım. Belki de daha fazla yaş almakla da ilgili olabilir. Halbuki bazen kış aylarında sırtıma sırt çantasını taksam da, sürekli yolculuk halinde olsam diye de düşünürüm. Sanırım sırf bu düşünceler beni mutlu ediyor. 
Benim için tatile çıkarkenki hal, bir durumu beklemek gibi o durum gelene kadar çektiğiniz sancı gibi oluyor. Otobüs firmasının servisine adımımı attığımda da, yolculuk halini benimsiyorum. Tatilden çok otobüs yolculuğunu, yolculuktaki mola yerlerini, mola yerindeki bir takım insanların görebildiğim kadarıyla yaşamlarına bakmak oldukça hoşuma gidiyor. Batı Anadolu otobüs garları da mola yerlerinden aşağı kalmıyor hani.
Yarın sabaha kadarki an durumu var ya, işte beni tedirginliklerden tedirginliklere salan zaman dilimi.
Bu kez yanıma sadece üç beş penye tişört falan aldım ama yine de insanın ne çok şeye ihtiyacı varmış dedirtti yol hazırlıkları. Yok yok genelde kadınların yaptığı gibi tatile çıkarken bi şey almayacağım deyip de abartmadım. Ne dediysem o. 
Bu arada bugün Gabriel Amca'nın romanını bitirdim. Yaşlılık, gençlik, çirkinlik, güzellik, para, ölüm, yaşam, ve tabii aşkı anlatıyordu. İnsan doksanına geldiğinde de olsa aşkı bulduğunda yaşadım saymalıymış. Doksanına da gelsen umudunu yitirme diyor. Olur olur...
Yanıma Heinrich Böll'un Dokuzbuçukta Bilardo ile Babasız Evler'ini aldım. Üç günde iki roman bitireceğimden değil ya, biri sarmazsa diğerine sarmak için. Babasız Evler i daha önce okumaya yeltenmiştim ama savaş mavaş okuyamamıştım. Belki de benim ruh halim o günlerde o romanı okumaya müsait değildi. Bakalım şimdi nasıl gidecek? Savaş sanki yok da. Halkları öldürmeyi devletler yaptığında adı savaş oluyor, örgütler yaptığında terör oluyor. Olan tabii masum insanlara oluyor her zaman olduğu gibi.
Çocuklar gençler olmasa bu dünyanın vampirleri ne yapacakmış bilmiyorum. Onun için her zaman bütün liderler genelde üremeyi teşvik ediyorlar.
Unutmadan dün deprem oldu. Korktum mu evet ve kalakaldım. Depremde öğretilen bütün gerçekleri deprem unutturuyor. Olduğun yerde gözlerini açmış kalakalıyorsun. Kaçmaya yelteniyorsun ama ayaklarını beynin bir adımdan sonra durduruyor. O an anlıyorsun ki dünyaya kıldan ince pamuk ipliği ile bağlısın.
O halde ne demeye he şeyi abartırız? Bu durumda doğamızda var sanırım. Kıldan tüyden olayları kafaya takalım da, dünyayı kendimize zehredelim diye sanırım.
Neyse bugünlük -dünlük- burada bitsin. Gelince tekrar görüşmek üzere.
  

2 yorum:

Balthus dedi ki...

dokuz buçukta bilardo...
hiç bir şeyini anımsamıyorum ama boş boş okunur rahatlatır bünyeyi. Böll'ün tek okuduğum eseri.İyi tatiller...

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Yarım bırakmamak için Babasız Evler e başladım, başlangıçta biraz sıkıcı gibi gitse de hikaye oturduktan sonra roman mükemmel hale geldi. Dokuz Buçukta Bilardo da bu uzun yaz günlerinde okunur diye düşünüyorum. Teşekkür ederim...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...