18 Temmuz 2014 Cuma

Araba Sevdası



Recaizade Mahmut Ekrem’in yazdığı roman, Türk Edebiyat tarihinin ilk gerçekçi romanıdır. Ortaokul yıllarında genelde hepimiz okumuşuzdur bu romanı. Romanda Tanzimat’la birlikte Batı’ya açılan Osmanlı’da “yanlış Batılılaşma” vurgulanır. 33 yıl süren Abdülhamit dönemi İstanbul’unda görülen birtakım cahilce davranışları, eğlence ve zevk yaşamı anlatılmaktadır.
Kısaca Batılılaşmayı anlayamayan Bihruz Bey yarım yamalak eğitimi ve konuşurken araya sıkıştırdığı Fransızca’sıyla komik duruma düşmektedir.
Sık sık süslü arabasıyla gezintiler yapmakta, gerçekte olmadığı bir hayatın içinde kendisini varmış gibi görmektedir. Süslü arabası onun için insanlara hava atma aracıdır, aslında.
Peki ya bugün, bugün sizce bir değişiklik var mı? Evet var, tüketim alışkanlıklarımız Tanzimattan bu yana oldukça kabardı. Kabardıkça kabardı ve hatta öyle bir duruma geldi ki, insanlar tükettikleri kadar kendi varoluşlarını kanıtlamış oluyorlar, böylelikle.
Eğer tüketmiyorsan bu dünyada bir hiçsin, bir böcek kadar değerin yok.
Değişim 80 sonrası liberal ekonomi ile başladı. İthalat serbestisiyle hızla viraja girdi. Ölen öldü kalan sağlar bizimdi! Peki sağ kalabildik mi?
Kaldık! Hem de öyle bir sağ kaldık ve bu değişime öylesine uyum sağladık ki, hepimiz nerdeyse birer Bihruz Bey olduk.
Bilgiye değil, mala yatırım yapar olduk…
Önce beyaz eşyalarımızı topyekûn değiştirip, birbirimize hava atmaya başladık! “Benimki şu marka, ithalinden aldık, yerliler iyi olmuyooo, aaa sen değiştirmedin mi hâlâ?” Sen değiştirmedin mi? sorusunun alt metninden “sen bi böceksin, çünkü tüketmiyorsun” okunuyordu.
İşsizlik arttı mı, arttır harcamaları, körükle sonuna kadar…
Eşyalarımız birer birer değişti.
Sonra yavaş yavaş bankalar kredi vermeye başladı. Dolayısı ile araba alınmaya başlandı. Herkes araba alıyor, 50 li 60 lı ve hatta 70 li yıllarda zenginlere has bir araç olan arabalar halka ulaşıyordu. Elbette kötü değildi, gelgelelim, insanlar arabayı araç olarak değil, aynen Bihruz Bey gibi hava atma aracı olarak alıyordu. Alınan arabanın, markası ve modeli 3 – 5 yıl sonra beğenilmiyor, sürekli yenileniyor, hayatlar da ipotek altına alınıyordu. Sürekli kapının önünde duran “bu lüks araba benim” duygusu ile seyredip mutlu olduğun! deposuna benzin doldurmakta zorlandığın araba seni 70 li yıllardaki zenginlerle aynı sınıftan kılıyor ve kendini iyi hissediyordun bu sayede.
Ödemeleri gerçekleştirebilmek için yatırımın sadece bu yönde oluyordu. Mesailerin, çektiğin sıkıntılar ve zamanın bu ödemeleri yapmak için geçip gidiyordu. Ama olsun sen gelişmiş bir tüketiciydin ve bu dünyada tükettiğin için yerin vardı!
İnsanlara hava atıyordun fakat en temel gıdalarını eksik alıyordun ne gam! Bilgin eksiliyordu ne fark eder.
Sonra cep telefonları çıktı. Hemen almaya başladın, onu da… Kimsede yoktu, sen de vardı… Kalabalık yerlerde gelecek olan yüklü faturayı hesaba katıp, bağırarak konuşur gibi yapıyordun etrafına bakıp. Çok önemli şahsiyettin. Cep telefonu seni özgürleştiriyordu, ıssız adaya dahi düşsen bir kimlik numarasını girince yine kredi çekebilirdin!
Sonra takunya büyüklüğünde cep telefonları gittikçe küçülmeye başladı. Küçüğünü, daha küçüğünü, almalıydın. Avucunun içinde yok olmalıydı cep telefonu dediğin; işlevinin önemi yoktu, önemli olan görüntüydü.
Sonra içine yerleştirdikleri 1.5 mb dandik kamerarla, kameralısı çıktı. Sonra akıllısını aldın? Akılsızını ancak akılsızlar kullanabilirdi.  Onu da yer yutar gibi alıp, teknolojiye ayak uydurmalıydın, senin varlığın elektronik dünyasına armağan olmalıydı!
Koştun onu da aldın, almayanlara Bihruz Bey’lik yaptın. Amacın da o değil miydi, zaten?
Al, al, al, hep ama hep al, varlığın buna bağlı.
Almazsan bu dünyada yoksun ve tükenirsin, sakın tükenme…
İçindeki boşluğu bilgiyle değil, tüketmekle doldur…


2 yorum:

Balthus dedi ki...

Sizler işiniz değilsiniz... Sizler paranız kadar değilsiniz... Bindiğiniz araba değilsiniz... Kredi kartlarınızın limiti değilsiniz... Sizler iç çamaşırı değilsiniz.. Sizler dünyanın şarkı söyleyip dans eden pisliklerisiniz..Hepimiz aynı pisliğin lacivertleriyiz...
tyler durden abiden inciler :) "sahip oldukların gün gelir sana sahip olur" bir de bu yanını ıskalamayalım.

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Kesinlikle... Sahip olduklarımızın kölesiyiz ve tatilde fark ettim ki teknolojiyi sırf egomuzu şişirdiği beğenilme açlığını kısmen doyurduğu için bu kadar sıkı takip ediyoruz. Herkes olduğu yerden kopup, bi nevi alkışlarla yaşıyor. Herkes Zeki Müren :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...