29 Aralık 2013 Pazar

Yeni yol


İnsan canı sıkılınca yolculuk yapmalı.
Şimdi size iç yolculuk yapın, enerji alın verin demeyeceğim. Ben o enerji mevzularını sevmem ama olaylar karşısında dirayetimi, metanetimi korumaya çalışırım. Herkes de kendince bir şeyler yapar sanırım. Kimseye akıl verme gibi bir ukalalığım bulunmaz.
Geçtiğimiz günlerde tesadüfen bir şey fark ettim: Bir minibüse binin ve sizin semtinize göre ennnn uzak semte gidin.
Aman Allahım, ne bilmediğimiz, ne görmediğimiz yerler varmış da haberimiz yokmuş.
Bi de başını cama yasla. İnenlere binenlere bakk. Aynı meraklı kediler gibi!
Evlere bahçelere bakarak, yaşam tarzlarını oku.
En yağ gibi akıp giden asfalttan, en engebeli, insanı daldığı alemlerden uyandıran çukurlarla uyanmak.
Tıpkı hayat gibi…
Her şey mükemmel giderken, bir çukurla sarsılmak.
Sonra tekrar çakır çukur yollarda devam ederken, hiç bitmeyecek dediğin engebeli yolun aniden farkına varmadan bitip tekrar düze kavuşma…
Bundan sonra bunu yapacağım. Canım sıkılınca şehiriçi yolculuklara çıkıp, ennnn bilmediğim en gitmediğimmm yerlere gideceğim.
Eee vakit bol. 21 aralık tarihini de atlattık. Yılın en kısa günü. Bardağa hep boş tarafından bakmamak gerek değil mi?
Biraz da, biraz da değil hep dolu tarafından bakmalı. Artık günler uzamaya başlıyor.
Yoksa hayat ne kadar çekilmez olur.
Bu günler geçecek.
Güzel günler önümüzde. Belki de siz bu yazıyı okurken olmaz dediğiniz bir şey olacak.
Ama bunun için oturup beklemeyeceğiz. Gayret, efor sarf etmemiz gerekir diye düşünüyorum. Bazen o kadar gayret de sarf ederiz ki, olmuyor, ne yaparsan yap olmuyor bazen deriz şarkıcı Teoman gibi.
Ama ben olacağına inanıyorum.Neden olmasın? 
Bir de olayın şu yönü var, oturup beklediğin takdirde hastalık hastası insanlar gibi kendini dinlemekten, “ah durumum çok kötü” deyip kendine acımaktan kendini daha da aşağılara çekiyorsun.
Oysa ki istediğin ya da mücadele ettiğin durumdan kurtulmak için; mücadele ederken o anı hissetmiyorsun, aynı sıcak bir yara gibi!
Ancak o kara kötü günleri atlattıktan sonra, geriye dönüp baktığında “vay be neler atlatmışım, ben de peygamber sabrı varmış” diye kendini tebrik bile ediyorsun.
Yolculuk…
Kesinlikle iyi geliyor, kendini dışarıdan seyretme imkânı sağlıyor.
Sadece çevreyi değil, izlediğin çevrede kendini görüyorsun.
Bazen insan kendine o kadar yakın durur ki, o yakınlıktan hiç bir şey göremez.
Her şeye rağmen çabalamak…
Yaşamın özü de bu değil mi? Yoksa hayat ne kadar manasız ve boş olurdu…
İnsanoğlunun kendi yarattığı takvimle böldüğümüz zamana çok da anlam katmasam da yeni yılın hepimiz için umutların, isteklerimizin gerçekleştiği, kötü insanlardan kurtulduğumuz ve insanlaşma sürecinin daha fazla olduğu bir yıl diliyorum. 

Not: Bi de yılbaşı diye hindi tavuk yemeyin yahu ölür müsünüz? Kanun mu var hindileri tavukları katledin diye. Biliyoruz başka zaman da yeniyor ama yeni yılda tavan yapıyor. :(

2 yorum:

Balthus dedi ki...

Şu minibüs yolculuğunu bir kaç kez daha yapın,zamanla kimin hangi durakta ineceğini şaşmaz bir şekilde bulabileceksiniz,vallahi.Her semtin insanı, giyimi kuşamı tavrı ile belli ediyor kendini.Yaşadığı çevreyi değiştiriyorken insan çevresi de zamanla onu değiştiriyor,biçimlendiriyor. iyi senelerrr :)

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Kesinlikle çok doğru söylüyorsunuz. Mesela Ağaoğlu my word gibi yerlerde inen insanlar çok yavşıyorlar :) Eğaaaôôôğğğlüüüü mayyyyyy wöööörrrrdddeee inceaaak veaaarrr :) Onları nerde görsem tanırım en çok da esmer tenlerindeki sandra sarısı saçlarından. Size de iyi seneler :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...