14 Aralık 2013 Cumartesi

#dayanin


Bu akşam internet mayın tarlası, ben serseri, oradan oraya saçma sapan şeylere bakarken bir yandan da, Ntv de GQ gecesinin tekrarına kulak kabartıyorum. Aman Allahım nedir bizimkilerin özenli holivudçulukları, bi çakma haller, bi geyik espriler, bi körler sağırlar birbirini ağırlar durumu.
Ama bende de öyle bi tembellik var ki,  karşı kanepeye kalkıp da, kumandayı almıyorum. Bu yazı gayet canlı bi yazı olacak sayın okuyan kişiler. O yüzden şu anda Viki kedi hanım yemek yemek için beni yanına çağrıyor. Bi dakka ara.
............

Kaç bir dakka geçti? Ne siz biliyorsunuz, ne de ben. Çünkü saat tutmadım.O bi dakkalar geçerken şunu düşündüm. "Şimdi bloga canlı yazcam diyorsun ya, peki öteki yazıların cansız mıydı? Off ne büyük haksızlık olur o zaman yazdıklarıma. Ruhunu kaçırdın birden bütün yazıların dedim. Tamam burada büyük edebiyat paralamıyoruz, sadece hayat ve yaşananlara dair bir kaç çizik atıyoruz. Yine de yapma bunu, yapma...
Neyse...
Bugünlerde neler oluyor? Herşey her zamanki gibi daha kötü ve sinir bozucu geçiyor. Bunu benim kişiselliğim üstüne yormasın kimse. Genelden bahsediyorum, genelden. Zaten geneli merak edip, özeli kendi haline bırakırım.
Ama bazı özelleri de merak ederim: Vus'at O. Bener'i keşfettim biliyor musunuz? Daha önce de tabii biliyordum ama nedense korkuyordum onu okumaktan. Bu yazar beni gerer falan diye düşünüyordum nedense. Tam tersi oldu. İroni mi sonuna kadar, günlük hayatın sıkıcılığının hüznü mü sonuna kadar, espri mi sonuna kadar. İlk sayfalar biraz tuhaf geldiyse de #dayannilüfer hastagı açtım kendi TT listemde. Dayandım ve sonucu almaya başladım. Ama günler öyle kısa ki, kitaba tam dalıyorsunuz saat 5 oluyor ve karanlık basıyor. Karanlıkta yani gece kitap okumama gibi bir alışkanlık geliştirdim. Net ve tv kombini ile hayatıma devam ederken hayat yarışındaki yarışmacı arkadaşlara başarılar diliyorum.
Ama hayat yarışı zor biraderim. Haksızlık, adaletsizlik, hayvanlara yapılan eziyetler. Gördünüz değil mi eşekleri? Bilmiyorum hayvanlar ve insanlar tarafından yapılan eziyet denince kalbim anında kıyma makinasına atılıp, hain bi kasap tarafından kıyılıyormuş gibi oluyor. Hele facede "hayvan özgürlüğü" sayfasına üye olduğumdan beri, hayvanlara yapılan eziyetleri göre göre artık et yemiyorum. Nasıl yiyebilirim. Daracık kafeslerde üst üste yığılmış, santim kıpırdamaya yer olmayan bu hayvanlara yapılan eziyet nedir? Eskiden bu kadar çok et yemek var mıydı? İki adımda bir tavuk dönerci, hamburgerci, köfteci var mıydı? Kendime de kızıyorum, o kadar duyarlısın da bi halt yazmıyorsun diye. İnanın içim dayanmıyor. Dünya gerçekten kötüye gidiyor. Her geçen sene bunu hissediyorum. Belki de artık yaşlandım. Gençlikte insan her şeyi toz pembe görür ya... Ama ben 19 yaşından itibaren kendimi yaşlı hissediyordum. 
Ooo sene olmuş bilmem kaç ben 19 yaşına geri dönmüşüm. Neyse ne diyecektim: Bütün bu olan biteni apaçık gördükçe, ölümün insanlar için kötü değil tam tersine ödül olduğunu düşünüyorum. Düşünsene bu boktan, her geçen gün boktanlaşan dünyaya bay bay diyorsun. 
Zaten çoğu tanıdığım insan erkenden gitmiştir. Erken gidenler arasında Oğuz Atay da var. Dün müydü ölüm yıldönümü? Evet, galiba öyleydi. Kafa mı kaldı bende. Neyse canım Tutunamayanlar'ı okumayan varsa vallahi çok şey kaybediyor bana göre. İlk gördüğümde ne bu kalınlık, offf oku oku bitmez insan sıkılır falan diye düşünmüştüm ama okudukça okuyasım gelmişti. 
Vus'at O. Bener Oğuz Atay'ın sıkı arkadaşıymış. Zaten kitabı çok az okumama rağmen, onda da aynı havayı sezdim. Biraz önce bazı özelleri merak ederim demiştim ya, Vus'at O.B'nin hayatını  merak ettim. Şu tarihte doğdu ve şu tarihte öldü. İşte iki tarih arasında neler yaptı? Çeşitli okullarda okudu, danışman oldu. İlk eşini doğum sırasında kaybetmiş ve çocuğu da ölmüş. Vus'at O.B daha sonra evlense de çocuğu olmamış. Genç yaşta yaptığı evlilik ölümle sonuçlanması onu derinden etkileyip, kafayı bu duruma takmasına sebep olmuş. Öyle insanlar tanırım. Erken öleceğini düşünüp, yapması gereken şeyleri yapmayıp erteleyip, ölecem ölecem tribinde olanları. 
Geçelim bunları; işte yine bana severek okuyacak bir yazar daha çıktı. Vus'at O.B. Yaşasın. 
Panaıt Istratı aldım. Orjinali Mıhail olan Arkadaş'ı okuyorum bi yandan. Nasıl naif geldi bu günlerde, bu kadar olur. Panaıt Abi'de insanlardan sıkkın bıkkın ama bu romanda baya bi arkadaş isteği ile dopdolu. Biliyorum şaka. İnsana dair bütün yazmak istediklerini bir insanda odaklaştırıyor. Yalnızlıktan bunalmış biri o. İntihar ederek mi ölmüştü? Unuttum, sonra dönüp vikipedia ya bakarım. Bugünlerde ikisini birden okuyorum.
Geceler uzun. Evet, bu da hoşuma gidiyor. Fakat bununla birlikte kış o kadar zor ki. Yaşamak hayatta kalmak. Van unutulmuş gitmiş. Soğuktan donarak ölen çocuklar var, çok ilerledik hakkaten. 
Yarın Zeki Demirkubuz söyleşisi dinlemeye gideceğim. Ege Art günleri kapsamında. Bakalım inşallah bir aksilik falan olmaz da ertelenme olmaz. Söyleşi gerçekleşirse, izlenimlerimi belki yazar, belki de yazmam. Ben de bugünlerde böyle bir rehavet, böyle bir yazı yazmama isteği. 
Bugünler böyle işte. Soğuk, kısa, ekranlar samimiyetsiz -ne zaman samimiydi a canım- kitaplar içten, hayat genel olarak zor, face alemi toz pembe falan filan...
Yozgat Blues'a gitmek lazım. İzmir Sineması'nda. Biletleri koçanlı bilet hem de.

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...