22 Kasım 2013 Cuma

İş İşten Geçti




Tesadüfün böylesi...
Bir önceki yazımda özetle insanın kendisinden ve sorumluluklarından kaçamayacağını yazmış, kafkayamektuplar.blogspot Balthus'tan, Depeche Mode'dan Wrong şarkısının bu yazıya uygun olacağına dair yorum almıştım.
Üstte fotoğrafını gördüğünüz Sartre amcanın yazdığı "İş İşten Geçti" romanını okuyup bitirdikten sonra, Teoman'ın "Bazen Ne yaparsan Yap Olmuyor Bazen" şarkısı kulağıma gelmeye başladı. Ne radyo, ne tv, ne de cd çalar açıktı.
Galiba kitaplarla ve yazılarla eşleşen şarkılar var. Eeee insana dair duygular, insan aynı olduğuna göre; yazarlar yazıyor, besteciler tarafından bestelenip söyleniyor, Yoksa bu şarkılar bir çok insan tarafından bu kadar sevilir miydi? İyi ki de varlar.
Ne zamandır kitap tanıtımı yapmamıştım. 
Kitap nasıl başlıyor? Ölümle. İki hain tarafından öldürülen insanlar. Biri milis kuvvetlerinin sekreteri Andre'anın karısı Eve. 
Hasta olan Eve kocası tarafından zehirlenerek öldürülür. Pierre ise örgüt başkanı olduğu, örgütteki bi eleman tarafından.
Öldürülen iki insan birbirleri için yaratılmışlardır. Ama bunun farkına varmaları ölüm sayesinde olur. Yaşarken yan yana gelseler dahi asla birbirlerine bakmazlar. Çünkü ikisi arasındaki sınıf farkı uçurum düzeyindedir.
Begonvilliev.blogspot ise önceki yazıma, insanın sorumluluklarından, kendisinden kaçma isteğinin kısırdöngü olduğunu, gerçekleştirebilene ne mutlu demişti. Doğru ben de ona sanki bu kitabı daha önce okumuş gibi "sanırım ölüm bizim sorumluluklarımızdan, kısırdöngüden kurtulmamızı sağlayacak" meailnden cevap vermiştim.
Farkına varmak için ölmek lazım bazen...
Bu ölüm cismani de olabilir, yaşamda diplemek de olabilir. Ancak o zaman farkına varabilirsiniz.
Ölümden sonraki yaşamda Eve ve Pierre birbiriyle karşılaşırlar daha doğrusu birbiri için yaratılanlara özel 140. madde vardır ve bu haktan yararlanarak yeniden dünyaya gönderilirler. Yasaya göre bu 24 saati beraber olarak geçirdikleri taktirde, artık dünyaya tekrar geri dönmeye hak kazanacaklardır. Ruhların dünyasında her ne kadar beraber olsalar da, birbirlerine dokunamazlar ve daha sonraki zamanlarda hiçliğin ağırlığı altında her şeye boş verecekler, birbirlerinden yine ayrılacaklardır.
Bu arada belirtmem gerekir ki, Eve, Andrea ile gençliğinde kimseyi dinlemeyerek evlenmiştir. En yakınları adamın boktanlığını görüp uyarsalar da, insanın kendisini çok yakından baktığında görememesi gibi, Eve Andrea'ın ne olduğunu göremez.
Bu gençliktir, saflıktır, toyluktur. Bu berbat adamla evli olmak onu sömürmesine izin vermek ve sonucunda bütün bunları anlamak gençliğin, toyluğun ve saflığın bitmesi anlamını da gelmektedir.
Andrea, Eve ölür ölmez -hatta öncesinde- saf baldızına göz koyar ve onunla birlikte olmaya başlar. Bu durumu yaşama geri döndüğünde Eve engellemeye kalksa da, zamanında kendisinin yaptığı gibi kızkardeşi de, Andrea'a kanar, ablasına ihanet ederek hem de.
Ya Pieree. Eve'ın beraber olduğu adamların ikisi de şiddetin içindedir... Biri yasal şiddetin, diğeri yasadışı şiddetin. Şiddetin hayatımızda olmazsa olmaz gibi bi durumu yok. Ama burada olduğu gibi savunma amaçlı -haklı- şiddet, halkı bastırma amacıyla yapılan şiddet var. Hangisi doğrudur?
Ayrıca sosyal sınıf farkının yeniden dünyaya geldiklerinde ne kadar aşılması zor olduğunu, insanların acımasızlığını bir daha, bir daha görürler. Pierre'ın işçi, Eve'ın üst sınıftan olması beraberliklerini çevre dediğimiz baskıcı zalim insanlar tarafından nasıl yargılandıklarını, alay edildiklerini görürüz.
Eve ve Pierre dünyaya geri dönerken, ruhlar aleminden bi adamın ricası olur. Adam öldükten sonra karısı bir başkasıyla beraber olmuştur ve üvey baba kıza eziyet etmektedir. Üvey baba zalimliği, annenin kızına karşı duyarsızlığı... Her zaman bir başkasını yargılamak kolaydır. Eve'de kadını yargıladığında, fakir kadının "ben size üstünüzdeki kürkü kimin satın aldığını soruyor muyum?" sorusu da kimsenin tamamıyle haklı ya da haksız olmadığını gösteriyor.
Sonuç olarak ne demeliyim: Önünüzde sonsuz bir mutluluk olacağını bilseniz de, siz aynı karakterde olduktan sonra, yine dünyaya gelseniz de, -yaşarken de sil baştan yapsanız da- hemen hemen aynı olayları yaşarsınız. Eğer toplumu, aileyi, ve başka insanları umursamayan, sadece kendi mutluluğuna odaklı biriyseniz, hayatınız hep toz pembe olur ve bellki de embesil mutluluğuyla dolu dünyada yaşarsınız.
Sartre amca bu konuyu aşk ilişkisi üzerinden ele alsa da, bunu eğitim, iş, yani genel anlamda yaşama da uyarlıyabilirsiniz. 
Ayrıca bu roman, roman tasvirlerinden çok senaryo tekniğiyle yazılmış, okunası bir kitap olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Mutlu son yok desem, bana kızar mısınız bilmem. Okuyun işte....

4 yorum:

Balthus dedi ki...

Siz bu kitapları kütüphaneden alıyorsunuz değil mi?Önceden yazmıştınız sanki,hatırlattığınız iyi oldu bende şimdi kütüphaneden ödünç almaya başlayacağım.Böylece Sartre amcanın üçlemesini nihayet okuyabilirim :)

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Maalesef kitapların pahalı olması beni kütüphaneye yönlendirdi. Yoksa bu kadar kitap okumaya para dayanmaz. Sonrasında bu benim için iyi oldu, okuyacağım kitaplar sınırlı olacakken şimdi sadece zamansızlıktan okuyamıyorum. Şimdi sizin yazınızı okudum ve yorumlara kapamışsınız. Her yazınızı okuduğumda kapısı kapalı bir bloga gitmiş gibi hissediyorum. Söylemek istediklerimi buraya yazayım en iyisi :) Bülbülü Öldürmek aldım ama okuyamadan kütüphaneye geri verdim. Alsam diyorum. Cumartesi günü izlediğim filmde de "müthiş kitap" diye geçiyordu. Evet müthiş olduğunu duydum... ve artık okunacak. Ernest amca'da listede sıraya girdi. İyi ki bu amcalar var-mış. :) Tabii filmler de...

SonikPanik dedi ki...

çok güzel bir kitap bu ama onun güzel oluşundan da farklı olarak okumayı çok sevdiğim dönüp dönüp okuduğum bir kitap. burada görünce pek bir sevindim nedense :)

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Bazı kitaplar bir kez okumalık değil kesinlikle :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...