6 Ekim 2013 Pazar

Suzan Defter ve diğerleri


Ekim ayı inanılmaz bi soğukla başladı. Bu kadarını beklemiyorduk doğrusu. 

Her sene kış mevsiminde yaptığım, yazın hasretle özlediğim uzun yürüyüşlere dün başlasak da, bugünkü soğuk "otur yerine de, Ayfer Tunç'un, Suzan Defter'i oku dedi. Okudum ve aynı gün bitirdim.
Ayfer Tunç bu kitabı farklı bi teknikle yazmış. İlk başladığınızda matbaada dizim hatası yapılmış bir kitap hissi olduğunu düşündürüyor. Meraklı ben, kitabın ana fikri ne diye internetten şöyle bi baktığımda bu tip yorumları okuduğumdan şaşırmadım.
Ayfer Tunç'un romanlarındaki kahramanlar sıradan görünen insanların sıradışı hikayeleri. Yani bu kadar hızlı bitirmemin sebebi edebi yönü kuvvetli olması birinci nedense, ikinci neden hayattaki karşılığı. Yooo sakın yanlış anlamayın, bu romanda ya da herhangi bi romanında kendimden izler bulmadım, (Çok komik olur) gerçek hayattaki yeri çok fazla olduğundan bende derin izler bırakıyor. Hüzün yapcam diye kasmayan, gerçeği gerçek olarak anlattığından garip bir hüzün ve keder basıyor. Ağlama hissi yok. Sanıldığı gibi ağlama hissi ağır gerçeklerde değil, hafif melodramlarda oluşur. Belki ağlamak istersin de ağlayamazsın, bi şeyleri bahane etmek isteyip ağlamak ister gibi, eski yeşilçam filmlerini izleyip ağlamak gibi bi durum oluşur.
Gerçek acıtır, insana boşluk, hiçlik, keder yükler. Onun tadı farklıdır. Eğer çok ağır gelirse Cnbc-e den bi komedi dizisi açarak ondan kurtulmak istersin.
Hah hah şu anda Amerikalı dizi oyuncuları çok deli deli bağırıp duruyorlar. Aynı Almanlar gibi vurgulamaları, kafamı kaldırıp da hangi dizi olduğuna bile bakmadım. Ama bu garip his hangi komedi dizisini izlersen izle senin yakanı bırakmaz. Bırakmasın da. Gerçek hayat, günlük hayatın rutin işleri sayesinde belki acısından ve keskinliğinden kurtuluyor. Evdeki eksik peynir, yumurta, ekmek ya da evin badana yapılması gerektiği bize bu acıların derinliğinin unutulmasında yardımcı oluyor. Sakın bunları sıkıcı bir rutin olarak görmeyin.
Ayfer Tunç'dan önce Sabahattin Ali'nin Yeni Dünya öykü kitabını okudum. Yakın geçmişten toplumsal öyküleri okuduğumda, savaştan yeni çıkmış ülkede yine en ezilenlerin halk olduğunu inanılmaz bir fakirlik, yoksunluk ve tabii olmayan adaleti okuyunca bazı zamanlarda migrenim tutuyor, ilaç falan kar etmiyor her zaman olduğu gibi. O yüzden Sabahattin Ali okumaya devam etmemeye karar veriyorum.
Bir sonraki okumam Paul Auster'in Sunset Parkı olacak. Yarın başlarım sanırım. Bu yaz biz Gezi Parkı'nı okuduk ve Gezi Parkı gözümüzü açtı sağolsun. Kiminin üç beş ağaç diye küçülttüğü, yok olan ormanlar, canlı türleri, gri asfalta, betona, otoparklara kurban veriliyor.
Geçen kütüphaneye gittiğimde James Joyse amcanın Ulyses gördüm. Ehhh pek zor bi kitap olduğu herkes tarafından söylense de okuyanlar, methede methede bitiremiyor. Önsözünü okuduğumda çevirmen, bu işi yapmak ne büyük çılgınlık biraderim falan mealinden yazı yazmış. Offf dedim, şimdi zamanı değil. Kafamı toplamam lazım. Zira malum geçtiğimiz günlerde biraz dağılmıştı. Toparlıyorum, bakalım. Herşey ikiye ayrılır tezinden yola çıkarak Ulyses okuyanlar ve okumayanlar diye de ikiye ayrılır düşündüm. 
Benim off pofff, ödevmiş gibi serzenişlerime bakmayın siz. Trt Türk camiye dönmeden önce, Perihan Mağden Dublin'e gidip "Kentler ve Gölgeler" programında James Joyse amcayı tanıtmıştı. James amcanın odası tek kişilik bir karyola büyüklüğündeydi ve o Ulysess orada yazmış. Masa yok derseniz, yaratmış, -o yaratmıyacak da, biz mi yaratacaz- almış bir valizi karyolanın üstüne yazı masası olarak kullanmış. Mesele kafa, akıl fikir meselesi. Yoksa illa Ikeaya gideyim de demonte güzel bi masa alayım diye kafaya takmamış. Ne eti olduğu belli olmayan top köfteleri kantin gibi ruhsuz yerde tıkınayım falan da dememiş :) 
İşte bu kaaaa bugünlük, sevgili dünlük.... 

4 yorum:

Hayat İzlerim, Kitap Sesleri dedi ki...

Ulyess... sanırım hiç okuyamayacağım, romanın yazılış öyküsü ilginç ama, yeter ki yazmak iste, valizin üzerinde bile yazarsın demek !!!
Sevgiler Nilüfer'cim :)

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Ben bu sene kafayı taktım bakalım. Her şeyin zamanı var geçen yıl düşünmüyordum bile, belki de benim için zamanı geldi okumanın. Kesinlikle arkadaşım, programı izlediğimde gerçekten çok şaşırmıştım. Sevgilerimle :)

Balthus dedi ki...

Cnbc-e'den bir komedi dizisi açıp bünyeyi hafifletmeye çalışan tek kişi değilmişim meğer :)Sıradan görünen sıradışı insanlar değil mi her birimiz,neyse...o migren değil daha önce bahsettiğimiz gibi Satrevari bir bulantı ;)Sunset Park'ı okuyup pek beğendiğini yazdığını anımsıyorum Oray Eğin'in. Elbet ömrü amerikaDa geçen biri için normal olsa gerek.polostır abi iyidir ama severim." polostır"amcaya da sallamıştı başbakanımız hatırladınız mı :)
Gece kütüphaneye mi gitmiş !neresi ora? var mı istanbulda böyle bir yer derken hevesim kursağımda kaldı.Mağden ablaya da bir iki söylenirdim de çok uzadı sanırım:) Ulyses'i okuyan ve okumayanlar diye ayrım yapmanızı doğal buldum(okumadım) ben buna benzer ne entelektüel çıkarımlar yapıyorum bi bilseniz :) karşı tarafı okumaya izlemeye zorlamak adına tabi. neyse,severek okuyoruz efenim.Saygılar...

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Cnbc-e dizileri dışındaki yerli dizileri izlediğimde hakkaten Sartrevari bulantılar hafakanlar basıyor :) Sunset Parkı'nı okuyorum ve ben de pek beğendim. Neden acep daha önce Polostır amcayı okumamışım ki? :) Başbakanımızın maşallahı var canım, herkese sallıyor. Hey maşallah! :/ Mağden abladan bi haber: ALi ile Ramazan romanını okumadıysan öneririm çok güzeldi. Epey küfürlü bi romandı ama çocukların yaşantıları gereği normaldi. Şimdi tiyatroya uyarlanmış. Oysa ben onu sinemada görmek isterdim. Tam da sinemaya uyarlancak türden sahnesi bol bi romandı. Ulyses? Bugün kütüphaneye gittim ama karşılaşmadık. Pek bi okumak istediğim Nuthamsın amcanın Açlık romanını buldum. Bayramda haklamayı düşünüyorum :) Çok tenk yu efenim. Selamlar :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...