2 Eylül 2013 Pazartesi

İşte Hayatım!


Size hikayemi anlatacağım. Lütfen bir sigara yakın, sigara içmiyorsanız kahvenizi ya da çayınızı elinize alın. Arkanıza sıkıca yaslanın. Çünkü bu hikayeyi herkese anlatmıyorum. Öyle insanlar var burada; sen sormadan hikayesini anlatmaya başlayan ve o anlattı diye, sen de anlatmak zorundaymışsın gibi: “eeee sen?” “Banane yaaa! Anlatmasaydın. Ben mi anlat dedim. Anlatmak zorunda mıyım?"

"Ben burada bütün gün susup oturuyorum. Nasıl geldim buralara diye. Belki beni hatırlayanınız vardır. Geçtiğimiz günlerde ana haber bültenine çıktım. Hani Manisa’daki genç kadın evlenmek istemediği sevgilisini dizinden vurdu, diye. Vurdum. Bugün olsa gene vururum. Ben buralara nasıl geldim? Artık kafam o kadar karışık ki! Ama bir yerden toparlamak gerekiyor değil mi?
İyi o halde ben size önce ismimi söyleyeyim. İsmim Fazile. Hıhh ne isim ama! Bu çağda bu isim. Babam 'isminle övün, sana anamın ismini koydum' derdi. Sanki çok güzelmiş gibi. Herkesin ismi Hülya, Begüm, Beyhan, Nalân, Sema iken benim ismim böyle… Bu isim bile bizim kırsal kökenli olduğumuzu haykırıyor gibi gelirdi, taaa ilkokul yıllarında. Ben o grubun içindeydim. Yoksul, şehrin kenar semtlerinde oturan grubun. Bizim isimlerimiz de böyle olurdu işte. Rabia, Adile, Fatma v.s. Babam sıkardı beni. Hem de ne sıkmak? Kapıdan burnumu çıkartmazdı. Anam da biran önce kısmeti çıksa da postalasak diye bakardı. İlkokulu bitirdikten sonra evde ev işi yapmak, küçük kardeşlerime bakmaktan başka hayatım yoktu.

Manisa: Manisa, hızla sanayi şehri olmaya başladığı yıllardı. Evden kurtuluşumun tek yolu bir fabrikaya girmekti. O zamanlar kolaydı fabrikaya girmek. Şimdiki bir yüz bir ters takla atıp, amuda kalkmak da gerekmiyordu. Bizim mahallede bi Asuman vardı. Deli Asuman. Önce o girdi işe. Bize geldi, önce anneme anlattı. Nasıl para kazandığını anlattı. İşi de zor değilmiş. Annemin gözleri parladı. Kardeşlerim de büyümüştü artık. Zaten bütün gün sokakta toz toprağın içindeydiler. Benim bi şey yaptığım yoktu onlara. Babamın da aklına yattı. Evden bi boğaz hem eksilecek hem de para gelecek.
Girdim işe. İş hakikaten de zor değildi. Eve de servis götürüp getiriyordu. Her şey o zaman oldu işte. Çalışmaya başlamamın üzerinden altı ay geçmişti. Ben otobüse yetişene kadar, koltuklar kapılıyordu. Bir baktım bana özel yer ayrılmaya başlandı. Şöförün tam arka koltuğunda. Teşekkür edip, oturuyordum. Önce dikiz aynasından beni hep dikizledi, alçak. Bir süre sonra ben de boş kalmadım. Aslında beğendiğim biri değildi, öyle ayı gibi bi şeydi. Ama insan kendisine sürekli ilgi gösterilince ve başka da biri olmayınca “koyunun olmadığı yerde keçiye abdurrahman çelebi” diyor. O da öyle oldu. Sonra yanındaki hostes koltuğunu ayırmaya başladı. Derken laflamaya başladık. Yalnızdı. Annesiyle yaşıyormuş. İşte klâsik hikaye, evlendik. Evlenmez olaydım. Nafile işte. Bu ayı olmasa, başka ayı olacaktı. Öyle kibar beyler bizim mahalleye uğramaz. Neyi bekleyeceksin ki?
Yine çalıştım. Kaynanam da kaynanaydı haaa. Çocuğum doğdu. O baktı. Taaa ki kaynanam hastalanana kadar. O hastalandığında çocuklar da büyümüştü. Okula gidiyorlardı. Kaynanama bakmaktan başka işim yoktu. Canım sıkılıyordu. Benim ayı da iyice içkiye düşmüştü. Bilirsiniz işte, izbe pavyonlarda, turşusu çıkmış ya da yeni düşmüş körpe kızlarla paraları yiyordu. O kadar yalnızdım ki…
Çocuklar zorla toplama bir bilgisayar aldırttılar babalarına. İnternete giriyorlardı. Ben de onlardan öğrendim. Geceleri ayı yokken, çocuklar uyurken ben de başladım internete girmeye. Oooo neler yoktu ki. Ne yazsan çıkıyordu. Benim de yalnızlık başıma vurmuş. Bir gece yarı merak yarı gırgır olsun diye, erkek arkadaş yazdım. Arkadaşlık sitesi çıktı karşıma.

İşte Hasan’ı oradan tanıdım. Önce cam ekranın ardından konuştuk. Sonra buluşmak istedi. Be aslında pek istedim mi? Evet ben de istedim, itiraf ediyorum. Yaptığımın yanlış olduğunu bile bile gittim. O da Manisa’da oturuyordu. Karısından ayrılmış. Sadece “pisliğin tekiydi” diyordu da başka bir şey demiyordu. Niye pislikti? Doğrusu hiç öğrenmek istemedim. Sonra bana sürekli ayrıl o adamdan ayrıl. Sen daha iyi insanlara layıksın diyordu. Daha iyi… Yani.. Bana evlenme teklif ediyordu. Çok da yakışıklıydı. Hani benim ayının yanında. Bakımlıydı, yol yordam biliyordu. Lokantalara gidiyorduk. Ben bunların hiçbirini yaşamamıştım ki…

Ayrıldım. Boşanma davasını açtıktan üç ay sonra ayrıldım. Çocukları ayıya bıraktım mecburen. Nereye götürecektim ki? Kendim Kadın sığınma evine gittim.Yine de  mutluydum. Hasan vardı, mücadele edecektik birlikte! Hasan’la buluştum. Hasan yan çizmeye başladı. Niye ayrıldın dedi bana.  Bunu kabul etmedim, edemedim, benim bildiğim Hasan bana bunu yapmazdı. Etki altında kalmış olabilirdi, korkuyor olabilirdi.
Hasan’ı aradım tekrar. Seninle son kez konuşalım. Sadece konuşmak. İkna ettim. Geldi.

Ondan önce bir silah edindim. Neden, bilmiyorum. İçgüdüsel miydi? Hasan'a güya hâlâ inanıyordum. Neyse! Zor değil silah bulmak. Çok kolay hatta. Sormayın bana. Onu da uzun uzun anlatmayayım. Kadınlardan korkacaksınız. Seven ve aldatılan kadından korkacaksınız. Uzun uzun intikam planları yapar. Yaptım da…

Kebapçı da konuşmaya başladık. Baktım aynı. Hiç umurunda değil. Çocuklarımın hayatı altüst oldu, benimki öyle. Umurunda değil. Banane diyor, benim her dediğimi yapacak mısın, diyor.

Gözüm karardı. Çektim çıkartım tabancayı. Masanın altından sıktım bacağına. Dizine geldi.

İşte hayatım. Öyle bir program vardı, değil mi? Benimki afili değil. Böylesi işte. Şimdi Manisa hapishanesindeyim. Az yatarsın diyorlar. Bakalım. Çıkınca, çıkınca ne mi yaparım? Girerim bi pavyona 35 yaşındayım daha. Hikayemi anlatırım. İşte… böyle başladı, derim. Kimi zaman da başka türlü anlatırım. Burada düşünürüm…



8 yorum:

~♡ηυяѕαℓкιмι™ dedi ki...

Ne hayatlar var diyoruz.. kim bilir hangi kadın bu hikayenin benzerlerini yaşıyor..

Balthus dedi ki...

Ünzile insan dölü
On kardeş beşi ölü
Büyüdükçe unufak
Ve gelir de görücü

İnci gibi dişi
Görücü bilir işi
Söğüdüm ağlar gider
Olur hatun kişi

Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem çocuk,hem de kadın
On ikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın ünzile

Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı hiçbir şey sormuyor
Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı hiçbir şey sormuyor
Korkar durur gitmez
Köyün en son çitine
İnanır o sınırda
Dünyanın bittiğine
Ünzile insan dölü
Bilinmezlere gebe
Sırların mihnetini
Yüklenip de beline

Varmadan sekizine
Ergin oldu Ünzile
Hem çocuk hem de kadın
On ikisinde ana
Bir gül gibi al ve narin
Bir su gibi saydam ve sakin
Susar kadın Ünzile

Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı hiçbir şey sormuyor
Yağmuru kim döküyor
Ünzile kaç koyun ediyor
Dayaktan uslanalı hiçbir şey sormuyor.

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Maalesef öyle. Hayat zor, hele böyle yaşamın kıyısında olanlar uçurumdan daha kolay yuvarlanıyor...

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Bu şarkıyı ne zaman duysam hüzünlenirim. Ne kadar, ne kadar çok şeyi anlatıyor. Bir insan bunları nasıl sırtında taşıyabilir? Çok zor...

Begonvilli Ev dedi ki...

Ben merkezci yaşamayı bırakıp şöyle bir çevremize bakacak olursak bu hayatları tüm çarpıcılığı ile görebiliriz. İşte o zaman insan dayanışmasının neden gerekli olduğu dank eder kafalara.
Harika bir yazı, teşekkürler.

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Maalesef öyle, insana insan lazım. Bir insan mutsuzsa diğer insanlara da bu mutsuzluk bir şekilde değiyor. Toplum çifte standartlı. Çok teşekkür ediyorum beğeniniz için...

white glaze dedi ki...

Merhabalar;
Blogunuzu yeni keşfettim ve hemen takibe aldım.
146. takipçiniz benim.
Bu arada birbirinden güzel hediyeleri olan 3 farklı çekilişim var, kaçırmayın derim, muhakkak beklerim :)
Sevgiler
http://whiteglaze.blogspot.com

Nerde Trak Orda Bırak dedi ki...

Teşekkürler...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...