7 Mayıs 2013 Salı

Brüksel’e gurme seyahatim



Yemek yemeyi çok sevdiğim için yıllar içinde damak tadım oldukça gelişti. Bunun sonucunda gurme oldum diyebilirim.

Rahatlıkla diyebilirim.  O kadar ki  Belçika’da düzenlenen “Geleneksel Füzyon Mutfağı Toplantısından” bu sene davet aldım.
Bu daveti almam geçen aya, yani Nisan ayına rastlar. Ne hoş bir tesadüf ki, doğum günümü de AB nin kalbinde, belki bir enginarın kalbinin tadına bakarken kutlayacaktım.

Uçak bileti, otel rezervasyonu işlemlerini halletmeden önce, kendime şık ve sade bir kıyafet edindim. Ne özenilmiş gibi ne de özenilmemiş gibi…
Bakın şimdi, bu iki arada kalınmışlık durumu bana yaşlı bir kadını anımsattı birden. “Kahven nasıl ossun, Tosun teyze” deyince, “ne şekersiz, ne şekerli” demişti. Evet Tosun teyze biraz ikircikliydi, hiç birşeye tam karar veremiyordu.
Sizler bilmezsiniz füzyon mutfağı da böyledir işte…
Ne pişmiş, ne pişmemiş,  tabakta ne var, ne de yok kıvamındadır yemekler. Daha çok yemeğin ana teması “yok” tur.

Rahat bir yolculuktan sonra Brüksel’e indim. Otele yerleştim ve füzyon mutfağından otlanacağımız restorana gittim. Restoran bir gökdelenin 16. Katındaydı. Aksi gibi hava oldukça yağmurlu ve gök gürültülüydü. Üstüm başım ıslanacak diye ödüm koptu. O yüzden taksiyle gittim.

Restorana çıktığımda çok aşırı rafine bir salonla karşılaştım. Çeşitli ülkelerden füzyon mutfağı gurmeleri karşılaştık. Kendi aramızda güldük eğlendik. Püsküvet yemedik, çünkü karnımızı püsküvütle şişirmek istemiyorduk.
Restoranın ana dekorasyon  rengi beyazdı. Bembeyaz masaya oturduk. Masayı böyle beyaz yapıyorlar ki, “şık yemekler” daha çok ortaya çıksın.

Dışarıda şimşek deli gibi çakmaya başladı. O arada dünyaca ünlü şefler sunuma başladı. Allahım nasıl şık yemekler onlar öyle, üzerinize afiyet. Bir minik yiyeceğin üzerinde, büyükten küçüğe doğru minik damlacıklar vardı. Ne yediğimi anlayamadım inanın.
Çünkü çok gökgürültüsü vardı. Korkudan, içimden Allahım ne işim var benim burada, neredeyim, kimim, nereden geldim nereye gidiyorum diye sorgulamaya başladım. Baktım o arada yemekler yenmiş, nefissss bulunmuş herkes ünlü şefleri alkışlama aşamasına geçmiş. Ben de bozuntuya vermedim ve hemen alkışlamaya başladım.

Oysa karnım deli gibi açtı. Buraya gelmeden once “elleri titrek, çatal bıçağı bi sağ eline, bi sol eline attıran “when I was Italy”  demekten başka bişi bilmeyen, kuru fasulye yedi diye, gözleri oynayan, kuzu eti diye gözleri dönen, yumruğunu sıkıp sıkıp, karşısındakine ayıp işaretler yapıyor gibi duran adama hıhhh diyordum.

Neyse geçelim bu adamı. Sonra bir yemek daha geldi. Bu yemek çiğ tanelenmiş mısırların üzerine konmuş, şaraba yatırılmış patates ve domates kurusundan oluşuyordu. Çok nefisti. Mısırın (darı demiyorum çünkü insan darı derken çok aşırı çirkinleşiyor, siz de demeyin lütfen)   çiğ mısırın üzerine konması ise tamamen renk uyumu açısındandı. Unuttum, bu yemeği yemeden önce şefler, tabaklarımıza oksijen sıktı. Böylece daha yemek canlı görünüyordu.

Tatlıdan önceki son yemeğimiz, 63 derecede pişmiş yumurtaydı. Bu neden 63 derecede pişiyor? Neden 65 derecede değil? Çünkü kıvamı öyle oluyor. Çünkü tabağa düştüğü sırada yumurtanın sarısı değil, önce akı düşüyor. Bu biz gurmeler için dayanılmaz bir manzara. Sırf bu gösteri anı için bile Brüksel’e gelinir. Yumurtanın tadı mı? Nasıl anlatayım, nasıl bilmem ki? Bu konuda, şu anda Tanzimat Edebiyatının süslü betimlemelerini kullanan, en ünlü edebiyatçısı olmak isterdim.

Biz her yemeği yedikten sonra, ünlü aşçılarımızı alkışladık. Onların ise ağzı kulaklarındaydı.

Yemeğin sonuna doğru gök gürültüsü kesildi.  Ben dahil bütün gurmeler ayrılmak istemiyormuş gibi duruyorduk.

Ama ayrıldık. Dışarı çıktığımda hava açmıştı. Güneş yoktu ama en azından yağmur yağmıyordu, hele hele gök gürültüsü hiç yoktu.

Hemen oradan bir markete gittim. Battal boy patates cipsi, kola ve koca bi bitter çikolata aldım.

Elimde patates cipsi bi yandan yiyip, bi yandan etrafı süzerek şehri dolaştım.
Güzel bi gurme seyahatiydı.




2 yorum:

lila dedi ki...

Yazını çok beğendim. Boyle bir etkinliğe davet edilmek ne büyük onur. Tebrik ederim.
Füzyon mutfağını hiç denemedim ama pek bana göre değil. Gram gram yemekler,tablo gibi sunumlar ,mutfakta değilde laboratuvarda yapılmış havası veren tabaklar. Bilmem. Sanki gelecekten gelmiş gibi.

Nerde trak Orda bırak dedi ki...

Öncelikle beğenine çok teşekkür ederim. :) Aslında yazının sonuna kurmaca diye yazsam iyi olcaktı. Tam da senin dediklerini eleştirmek, dalga geçmek için yazmıştım. Füzyon mutfağıyla hiç işim olmaz. :)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...