20 Ocak 2012 Cuma

Erkıl'ın doğumu


Doğrusu Erkıl’ın annesi bi tanecik çocuğuna bu ismi layık görmemişti. Onun istediği isim Erkal’dı. Bunu daha hamileyken planlamıştı; çocuğun ismini Erkal koymayı yani. Bunu kocasına söylese hemen kabul ettirebilirdi fakat kocasının cazgır anası işe karışabilir, iş büyüyebilirdi. Halbuki üfürükten bi rüya senaryosu yazıp, bunu kocasının ailesine pekala yutturabilirdi.
Rüya senaryosuna her zaman olduğu gibi ak sakallı bi dede geçerken uğramış; ‘’bak kızım bu çocuk acayip hayırlı bi çocuk olacak, ammaaaa ismini Erkal koyarsan’’ demişti. Ayşe bi Pazar sabah kahvaltısında bunu kocası Aytek’e anlatmıştı, sahanda sucuklu yumurta eşliğinde. Ortalama bi kadın olmasına rağmen, Aytek karısına tapıyor, onu çok güzel buluyor; Ayşe’nin burnu, Ayşe’nin ağzı, Ayşe’nin kulakları v.s. kendi ailesine anlatıp duruyordu. Bu durum kaynana ve görümce hanımda alerji yaratıyor, ana kız ikisi birden hapşırmaya başlıyorlardı. Hele görümce Derya, ağbisi, Ayşe’nin kısık ve sinsi bakışlı gözlerini övmeye başlayınca, sinirden tiklerinin attığı görülmeye başlanıyordu.
Aytek’in babasından hiç bahsetmedim. Bahsetmedim çünkü bahsetmeye değer bi varlığı yoktu. Tesadüf müdür yoksa insanlar isimlerinin yazgısını mı yaşar, kayınpederin ismi de Ruhi’ydi. Hakkaten de ruh gibi adamdı. Yoksa o cazgır kaynana mı onu bu hale getirmişti. Demek ki, istidadı vardı! Ruhi Bey için bu kadar paragraf yeter de artar bile. Bilmiyorum bi daha ortaya çıkacak mı bu hikayede? Uykuya düşkün, uyumazsa çıkar. Cesareti varsa çıkar!
Aytek bütünüyle babasına çekmişti huy olarak. Aslında babası yakışıklı sayılabilirdi ama o içe doğru paytak basan ayakları olmasa. Bu adamın karakteri ile birleşince öyle komik ve zavallı durum yaratıyordu ki… Aytek’de böyleydi işte. Yakışıklı ama paytak, cüsseli ama sımsık, genç ama yaşlı görünen bi tipti. 32 sinde evlendiği halde görenler ‘’ oooo tebrik ederim, evlenmeyi çok isteyip de, 60 ına geldiğin halde evlendin, baya azimlisin’’ diyorlardı. Ayşe ile evlenene kadar üç nişanlı bir sözlüden ayrıldı. Bohça hazırlamaktan, Ünal Aba’ya (kaynana) gına geldi. Görümce kıskandı ‘’o karılara bi yığın şey alınıyor, benim bir far setim bile yok,’’ diyerek ağbisine yapmadığını bırakmıyor, her nişandan, sözden once kendisine de elbise, ayakkabı, tarak ne denk gelirse aldırıyordu.
Ayşe ile nihayet evlendi de, kurtuldu Aytek bütün bu sözlerden, laflardan, kızkardeşinin kenevari yapışmasından… karısı hemen de hamile kalmasın mı? Oooo diyecek yoktu Aytek’in keyfine. İşte o sabah da, karıcığı ak sakallı dede rüyasını anlatınca; ‘’Erkal’mı? Ne kadar güzel bi isim Ayşe’ciim, ne kadar güzel,’’  diyerek  karısının ellerini öpmeye başladı.  Ayşe’nin babaevinde taban olan özgüveni, kocaevinde tavan yapmıştı doğal olarak. Şişim şişim şişiniyordu. Kocası kahvaltı esnasında, çay içerken, yumurta yerken karısına doğru havadan mucukkk muccukkk diye öpücükler gönderiyordu. Ahh söylemeyi unuttum, Aytek, ‘’Ayşe’cim ak sakallı dedenin elini öpseydin rüyanda, büyüklerimize hürmetlerimizi göstermeliyiz’’ dedi. Ayşe ‘’evet evet, hı hııı canım, öptüm öptüm sen merak etme’’ diyerek kafa buldu sımsık kocasıyla.
Erkıl böyle bi ailenin en küçük bireyi olarak doğması gereken zamanı her bebek gibi annesinin karnında geçirdi.. Aman Aytek’de bi panik, bi heyecan. Son aylara doğru, sık sık heyecandan hıçkırık tutar olmuştu. Kaşı gözü oynuyor, ne yapacağını bilemiyordu. Sevgili çocuğuna ve karısına bir şey olacak diye çok korkuyordu. Sanki panik atak hastası olmuştu.  Hastanede karısı doğum yaparken şakkk diye düşüp bayıldı. Erkal mı desem, Erkıl’mı desem dünyaya geldi.  2.750 gr dı. Hani nerdeyse kedi yavrusu gibi bişey. Evlerine çıktılar. Fakat bu arada şöyle bi şey oldu ki, inanılmaz. Aytek korkuyor, kaşı gözü tık tık tık atıyor, hıçkırıyor. Ruhi Bey bunu oğlunun ilk kez çocuğu olmasına bağlayarak, bütün sımsıklığını yenmeye çalışarak hastane işlemlerini tamamladı. Ve sonra da taksiye atladıkları gibi eve gittiler. Fakat Aytek’teki durum geçmiyordu. Ruhi Bey oğlunu mutfağa çekti, ‘’bak oğlum kendine gel, istersen bi antidepresan al, git kurumun doktoruna yazdır. Nasılsa devlet bedava veriyor. Yut onları da biraz kendine gel.’’ ‘’ha-hah- hayyyırr babbb-aaaa’’ diye cevap Verdi Aytek. ‘’bbbeeee, beeeennn ke-keee-nnndiiiğğğ-meeeeğğ gelirim’’. Bakkk gelirimmm-iii nasıl hı-hı-hızzzzzzlaaa söyledim. Evet gördüğünüz üzere Aytek’in son kelimelerle  arası iyidi. Bi anda söylüyordu. Gelgelelim ilk kelimeler biraz zorluk yaratıyordu. Ruhi Bey ‘’iyi oğlum ben söyleyeceğimi söyledim, bu ailenin reisi sensin, her şeyini kendin halledeceksin, benim seninle işim olmaz. Düğününü yaptım, bi de bu sımsık halimle çıktım piste, zeybek oynadım. Düşünebiliyor musun senin için yaptığım fedakarlığı?’’ Aytek kafasını salladı. ‘’şimdi de ne dedim, git çalıştığın kurumun doktoruna antidepresan yazdır. Nasılsa bedava. Bak bana emekliyim. Canım sıkıldıkça doktora gidip, muayene olup, ilaç yazdırıyorum. Ben bu devlete yıllarımı verdim, yıllarımıııı. Sosyalleşecek bi yer bulamıyorsam, ben de hastanelerde sosyalleşir, bedava ilaçlarımı alırım. Maksat gönlüm şen olsun.’’
Aytek anlamıştı babasının ne demek istediğini. Ben yapacağımı yaptım,çeker giderim. Içinden ‘’git be git, öffff bi de seni çekemicem’’ dese de, dışından, ‘pe-pe- kiiii babacııımmmm.’’ dedi.
Ayşe ise bi yandan Erkal’ı doyuruyor, altını temizliyor, gazını çıkarıyordu. Tabii bu arada kocasının bu durumu onda epey gıcıklık yaratmıştı, ama geçer herhalde kalıcı olmaz diye düşünüyordu. Naylon pembe yere kadar olan fırfırlı gecelik ve sabahlığını giymiş, evde prenses edasıyla lohusalık nazı yapıyordu.  Hafiften bi ürperti ve üşüme geldiği zaman pembesi biraz koyuca (annesi orlon ucuz diye almıştı) lizözünü giyip, geceliğini savuruyordu.
Isim ak sakallı dede sayesinde bulunduğundan, geriye sadece nüfusa gitmek kalmıştı.
Bebek eve geldikten sonra, Aytek cesaretini toplayıp nüfusa gitti. Oysa ne kekemeliği ne de hıçkırığı geçmişti. Üstelik annesi ve kızkardeşinde olduğu gibi hapşırık da eklenmişti. Cesaretini toplamıştı dedim ya. Cesur yürekti adeta!
Nüfus her zaman olduğu gibi çok kalabalıktı. Aytek kuyruğa girdi. Bu durum ona iyi bile geliyordu aslında. Kuyrukta beklerken, bak benim önümdeki nasıldı, o işini yaptırdı, ben de yaptırırım diyerek, kendisine cesaret aşılıyordu. Üç memur bakıyordu onlarca kişiye. Nihayet akşam üzerine doğru Aytek’e sıra geldi. Aytek cesaret gelsin diye beklerken, daha da tiki, hapşırığı artmıştı. Gerekli evrakları memura verdi. Memur bu sünepe kılıklı adama baktı. ''Hıhhh oldukça sımsık ve sünepe'' diye geçirdi içinden.  Aytek’e soru soruyor, Aytek hapşırıkla cevap veriyordu. Afedersiniz ama hapşırıkları memurun defterine kadar ulaşmıştı. Memur evrak kayıt işlemlerini yaptıktan sonra  ‘’evet kardeşim söyle çocuğun ismi ne?’’ diye sorduğunda, Aytek kendince gür sesiyle ‘’Erkal’’ dedi. Içinden ‘’ohhhh, bi kerede söyledim, sesim de ne gür çıktı maşallah bana, ak sakallı dedenin dediği gibi çocuğumun hayatı pek güzel geçecek, hayırlı olacak’’diye geçirdi. O bütün bunları içinden geçirirken memur da, ‘’lan yaktım senin çıranı sümsük, sümsüklüğünün cezası oğlundan çıkacak ama olsun, senden de nasıl bi çocuk dünyaya gelir, senin gibi sümsük, al bana küçük sümsüğe nüfus memuru amcasından küçük bi hediye, çocuğun ismi Erkıl, hah hah haaaaa’’ diye gülerek ismi majuskil harflerle özenle yazdı. Cüzdanı Aytek’e uzatırken de dalga geçerek ‘’al çocuğunun ismini majuskil harflerle özenle yazdım, hayırlı olsun vatana millete’’ dedi. Aytek bi sevinsin, bi sevinsin ‘’helal sana Aytek gür sesin işe yaradı’’ diye içinden geçirerek nüfus cüzdanını aldı. Yaşı 33 olmasına rağmen gözü yakını görmüyordu ve tabii sadece flu halde majuskil harfleri gördü. Sevinçten uçuyordu adeta.
Eve geldi. Gece gündüz naylon pembe fırfırlı geceliklerini çıkarmayan Ayşe’ye nüfus cüzdanını uzattı. Ayşe hevesle cüzdanı aldı; nihayet istediği isim olmuştu, işte ellerinde tutuyordu. Baktığında gördüğü Erkıl’dı, Erkıl… Başı döndü, duvara tutundu. Kendine gelir gelmez yaptığı Aytek’e sunturlu bi küfür savurmaktı.
Devam edecek…

Hiç yorum yok:

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...